Mobilya hakkında
ansiklopedik bilgi
M.Ö. 8.
M.Ö. 5.
Orta
Türklerin İslamiyeti kabulü ve bununla beraber yerleşik hayata geçişi, mobilyanın günlük hayata girmesine vesile olmuştur. Türklerde, Avrupalılarda olduğu gibi evler, bir mobilya deposu şekline getirilmemiştir. Türk evlerinin dışardan çok sade gözükmesine rağmen iç kısımları, insana rahatlık verecek bir şekilde ferah döşenmiştir. Döşemesi sade ve kibardır. Yerler parke, boyalı, cilalı veya adi beyaz tahtadır. Zenginliğe göre hasır, bazan kilim, umumiyetle halı döşenir, sokak ayakkabısı ile eve girilmezdi. Oturmak için koltuk yerine, pencere kenarlarında rahatlık ve zerafeti temin edici sedir bulunurdu. Duvarlara, yerli dolaplar, yükler ve hücreler yapılırdı. Bunların kapakları kakma ve oyma işlemeleriyle zarif bir şekilde süslenir, böylelikle oda, kapı dizisi gibi görünmekten kurtarılırdı. Oda içerisinde görünen zenginlik, umumiyetle halı ve kumaşlarda idi. Önemli mobilyalar, sandık, rahle, sofra iskemlesi, beşik, çekmece, kutu, çubukluk, kavukluk, ayaklı saatlerdi. Osmanlılarda sandıklar, genellikle selvi veya ceviz ağacından yapılır, nakışlar ve oymalarla süslenirdi. Özellikle gelinlerin çeyiz sandıkları ihtimamla hazırlanır, altın ve gümüşle süslendiği olurdu. Üzerinde Kur'an-ı kerim okumak için yapılan rahleler ve Kur'an-ı kerim'leri muhafaza etmek için yapılan kutular, her evin en zarif ve en güzel mobilyası idi. Bu mobilyalara gösterilen ihtimam, Kur'an-ı kerim'e duyulan hürmetten ileri gelmekteydi. Bunlar, ekseriya ceviz ağacından yapılır, üzerleri fildişi ve sedef kakma ile tezyin olunurdu. Bu mobilya çeşidinin en güzel nümuneleri camilerde bulunan sedef işlemeli büyük rahle ve kürsülerdir.
Üzerine yemek sinisi koymak için yapılan, açılır kapanır iskemleler her evde bulunurdu. Bunlar, nakışlarla işlenir, cilalanır veya boyanırdı. Ayaklı saatlerin muhafazaları ile, bugünkü vitrin yerine kullanılan hücreler, umumiyetle oymalı yapılırdı. Nakış işlemelilerin içerisinde “Edirnekari” denileni en Ünlülarındandır. Isıtmada kullanılan şamdanlar ve ince zevkin, büyük emeğin mahsülü olan çini vazolar, günümüzde paha biçilemeyen eserlerdir.
Tanzimatın ilanıyla Batı'nın sosyal ve kültürel hayatını esas alan Batılılaşma taraftarları, kendi örf, adet ve an'anelerine sırt çevirerek Avrupa'nın günlük hayatını Osmanlı halkına adapte etmeye çalıştılar. Bu gayenin bir neticesi olarak, Osmanlılarda kullanılan mobilyaların yerine, Avrupai tarzda mobilyaların kullanılmasına ve bunların zamanla yerleşmesine önayak oldular. Böylece Tanzimatla birlikte an'anevi Osmanlı mobilyaları yerine Avrupai mobilyalar yurdumuza girmiş oldu. Bu durum Türk evlerinde çok fonksiyonlu olarak kullanılan odaların tek maksat için kullanılmaları neticesini doğurdu.
Meşrutiyetten sonra başlayan milli hareket tesiriyle bazı kimseler evlerini eski Osmanlı tarzında döşemek hevesine düşmüşlerse de, bu teşebbüsler bir kolleksiyonculuk mahiyetini geçmedi ve Avrupa'yı taklit oldu. Çünkü Avrupa 18. yüzyıldan daha önce Turquerı'e (Türköri) cereyanı ile Osmanlı yaşayışını taklit ediyordu. İçine saksılar konan eski sedefli beşikler ve pirinç mangallar, kısa iskemleler üstüne sıralanmış sahanlar ve bardaklar, raflarına çeşm-i bülbüller oturtulmuş kavukluklar, nargile şişesinden yapılmış abajurlu lambalar vesaire ile bir Osmanlı odası yapmak cihetine gidildi. Bedestenden toplanan eski eşyaları Louis X üslubunda vitrinlere doldurarak bunları ecnebilere Osmanlı odası, diye göstermekle iftihar edenler oldu. Bazıları da Şam işi sedef kakmalarla süslü sandalyeler veya Türk sütun başlıklarına benzeyen karnaslı (stalaktitli) oymalarla müzeyyen ve Hereke kumaşı kaplı dörtköşe koltuklar, üstü çini kaplı ve sedefli iskemle gibi şeyler yaptırarak mobilyalara bir Osmanlı üslubu vermek istediler. Fakat, eski eşyaları toplayıp bir odaya koymakla modern bir Türk odası yapacaklarını zannedenlerin ortaya çıkardıkları şeyler, bir ucubeden öteye geçmedi.
Mobilyalar, çevrenin ve günün ihtiyaçlarına göre şekil değiştirdiği gibi, her çağın zevkine, sanat anlayışına, göz zevkine göre de çeşitli biçim ve isimler almıştır. Bunların bir çoğu müzelik olduğu halde, bazıları da antika eşya adı ile asıllarını veya bu tarzı taklit ederek yapılmış yeni kopyaları ile de günümüzde kendilerini göstermektedir.
Mobilyalar, kullanıldıkları yerlere göre ad alırlar. Yatak odası, yemek odası, salon takımı vs. gibi isimler altında satılırlar.
Mobilyaların bakımı ve konulduğu yer çok önemlidir. Ağaç eşyalardan yapılan mobilyalar sıcaktan çok zarar görür. Hele fırınlanmamış mobilyalar hemen çatlar, sağa sola eğilip bükülürler. Bunun için mobilyaları, kışın soba yanında bulundurmamalı, yazın da sıcaktan korumalıdır. Zaman zaman mobilyaların cilaları kontrol edilerek, ömürlerinin uzun olması sağlanmalıdır.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder